3 Temmuz 2014 Perşembe

Güzel Köylü

     Bir türlü yazacak konu bulamayan ben, bu kadar konu varken nasıl bulamazsın diyebilirsiniz. Gel de bul bir yıldır bitmeyen seçimler vb . gündem konularını  buraya yazmak istemiyorum... suya yazı yazmak gibi durumumuz herkes yine özellikle ülke yöneticileri kendi bildiklerini okuyor..
   Yaz geldi ne yapılır bol bol dinlenin kitap okuyun birde bu yazın bomba dizisi Güzel Köylü izlenir derim .Uzun zamandır Türk dizilerini bakmıyordum saçma sapan konular aile yapımızdan ve adetlerimizden uzak konular olunca oturup izlemiyordum .. Banane töre cinayeti, kuma, saçma ihanet içeren aşk konularından ..
    Konusu komedi tarzı Ege köyünde geçen gülümseten içinizi ısıtan bir hikayesi ile Güzel Köylü

  Şivesi ve Ege insanının samimi diyaloglarını yansıtmışlar .. umarım diziyi lastik gibi uzatmazlar tadında ve yerinde çekip bölüm sayısını kısa tutarlar.. yıllar süren dizileri sevmiyorum konu sıkıntısı çektikleri için saçmalama haklarını kullanıyorlar.. böyle olunca da dizinin bitimini dahi beklemeden izlemeyi bırakıyorum..
     Yaz ayının yeni güzeli Güzel Köylü ..:D 

25 Eylül 2013 Çarşamba

...

güçlü her zaman güçsüzü ezmiş..... 



1957 yılında Amerika nın güneyine araştırma yapmak üzere üs kuran Nasayı
Bir gün küçük bir Kızılderili çocuk farkeder
Ve koşa koşa epeyce uzakta bulunan kamplarına gidip büyükbabasına haber verir

- Büyükbaba, beyaz adamlar gelmiş, aşağıdaki vadide gördüm ...
...- Çok kalabalıklar ve bir şeyler yapıyorlar ...

Yaşlı Kızılderili homurdanmaya başlar, belli ki epeyce sinirlenmiştir ...

- Onlarla konuştun mu ...?

- Hayır, beni görmediler ...
- Ben büyük tepenin üzerinden onları izledim ...
- O zaman yarın yanlarına git ve orada ne aradıklarını sor ...

Küçük kızılderili ertesi sabah yola koyulur ...
Üsse varır ve beyaz adamlardan birinin yanına gidip ...

- Burada ne yapıyorsunuz ...?

Beyaz adamlardan birkaçı küçük kızılderilinin basını okşarlarlar ...
Ona gülümserler ve ...

- Hani geceleri gökyüzünde parlayan birşey var ya, biz buradan onu seyrediyoruz ...

- Ay ımı ...?
- Peki ama neden ...?

Adamlar küçük çocuğun sorusunu yine gülümseyerek yanıtlarlar ...

- İleride ...
- Çok yıllar sonra buradan oraya insanları götürebilmek
- Ve orada yeni bir hayat kurabilmek için ...
- Anladın mı ...?

Küçük kızılderili şaşkınlığını gizlemeye çalışarak ...

- "Anladım" der ve koşa koşa uzaklaşır.

Öyle hızlı koşmuştur ki, kampa geldiğinde konuşamaz haldedir ...
Hemen büyükbabasının yanına gider ve kendisine söylenenleri bir bir anlatır ...
Yaşlı Kızılderili torununun anlattıklarını dinledikten sonra iyice sinirlenir ...
Bağırıp çağırmaya başlar ...
Ertesi sabah yine torununu yanına çağırır ...
Hayvan derisi üzerine kızgın bir çubukla...
Ve kendi lisanınca yazdığı not u torununa uzatarak der ki ...

- Bunu al, beyaz adamlara götür ve onlara de ki ...
- Bunu büyükbabam gönderdi ...
- Oraya, yani Aya gittiğinizde bunu oradakilere verecekmişsiniz ...

Küçük Kızılderili kendisine söyleneni aynen yapar ...
Üsdeki beyaz adamlardan birine notu verir ...
Büyükbabasının söylediklerini de iletir ve yine koşar adım uzaklaşır ...

Üs çalışanları, belli bölümleri yakılmış deri parçasına bakıp, bakıp saatlerce gülerler ...
Ancak aradan bir kaç gün geçtikten sonra, Yaşlı Kızılderili o notla ...
Sözde ayda yaşayanlara nasıl bir mesaj iletmek istedigini merak etmeye başlarlar ...
Bu merak günden güne öylesine büyür ki, bir tercüman çağırmaya karar verirler ...

Tercüman geldiğinde herkes bir araya toplanır ve merakla beklemeye başlarlar ...
Bu arada gülüşmeler hala ara ara devam etmektedir ...
Tercüman deri parçasını eline alır, okur ve ağlamaya başlar ...
Herkes şaşkındır, gülüşmeler yerini iyiden iyiye meraka bırakmıştır ...
Tercüman yaşlı gözlerini kalabalığa çevirir ve der ki ...

- Not aynen şöyle;
- Bu adamlara dikkat edin, elinizden topraklarınızı almaya geliyorlar..!

18 Haziran 2013 Salı

Mizah ve ince eleştirinin harmanlandığı yazıları seviyorum işte Şevket Sürek yazarımızın güzel bir yazısı bu günleri anlatan yazısı ile )) 

TUTUKLU PİYANO ! (Şevket Sürek)
Gezi parkta bir çok ilk yaşadık.
Ammaaa,
Bir ilk vardı ki,
Taksim meydanından başka hiç bir yerde bir daha asla yaşanmayacak.
O meydanda bir Piyano tutuklandı!
Piyano ile birlikte,
Sol anahtarı,
Do,
Re,
Mi,
Fa,
Sol,
La,
Si,
Do’ da tutuklandı!
****
Sadece notalar değil,
Nevit Kodallı,
Joseph Haydn,
Mozart,
İdil Biret,
Wagner,
Johann Starauus
Fazıl Say,
Pekinel Kardeşler,
Beethoven,
Richard Claydermen,
Barış Manço,
Cem Karaca,
Ve daha nice müzik insanı tutuklananlar arasında!

****
Alman piyanist Davide Martello,
Gezi park eylemcilerine destek vermek amacıyla,
İki gün ve gece Taksim meydanında çaldığı piyano suçlu bulundu!,
Daha doğrusu, piyanist Martello’nun çapulcu sıfatıyla ‘’terörist’’!
Piyanosun da ‘’suç aleti’’ olduğu ilan edildi.
Hal böyle olunca,
Piyano tutuklanarak yeddi-emin otoparkına konuldu.
Martello piyanosunu almak için girişimde bulundu,
Ancak ‘’kabahatler kanunu gereği çevreyi rahatsız ettiği’’ gerekçesiyle 160 lira ceza ödemesi istendi.
Bu meblağı ödemezse piyano tutuklu kalacak!

****

Böyle tavrı, böyle bir haberi dünyanın neresinde, kime , nasıl anlatabilirsiniz?
Notalarla,
Müziğin rengiyle, ahengiyle,
Klasik,
Caz,
Popüler,
Konçerto,
Barok,
Şarkı,
Türkü tarzlarındaki ezgilerle,
Yapılan masum bir barış eylemi.
Tamamen bir pasif protesto şekli.
Aktif ya da pasif ama adı protesto!
Bu olmaz işte!
Ne şekilde ve nasıl olursa olsun yapmayacaksın,
Müzikle dahi olsa otoriteye karşı durmayacaksın!

****

Polis bakıyor,
Meydanın ortasında,
Kalabalıkların ortasında,
Üzerinde hayli büyük kapağı olan!
Üç ayaklı kocaman bir şey!
Bazı kağıtlarda adına nota denilen bazı şifreler yazılmış!
O şifrelerle kim bilir kimlere mesaj veriyor?
Bir de çok sayıda siyah, beyaz tuş var,
Siyah , beyaz renkler tehlikeli,
Çarşı işi olabilir!
Üstelik, çalan kişi notalarla kim bilir ne mesajlar veriyor?
Dahası biber gazı, tazyikli su da tesir etmiyor,
Tutuklayın!
****

Piyano , bu akıl dışı gerekçelerle ,
Tutuklu!
Cep telefonuna ve karavanına el konulan,
Piyanist Davide Martello piyanosunu alamıyor!
Biber gazı,
Tazyikli su,
Plastik mermiler,
Polisin acımasız tavrı,
Yöneticilerin diktatör hevesleri,
Yalanları, inatları, uzlaşmaz tavırları,
Bir şekilde tüm dünyaya anlatabilirler.
Gelin görün ki,
Sanatın,
Notaların,
Müzik insanlarının,
Müziğin,
O müziği dile getiren aletlerin tutukluluğunu kimseye anlatamazsınız!

23 Mayıs 2013 Perşembe

Blog sayfası önerim :)

   Blog ailesine yeni katılan bir dostumun blogunu sizlere tanıtmak istiyorum keyifle okuyacağınız paylaşımlarında tebessümü hissedeceğiniz blog sayfasını takip öneririm http://yelizeksi.blogspot.com/2013/05/degismez-taahhut-sevgi.html?spref=fb    Hoşgeldin yelizeksi blog :)

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Ey kahraman ürk kadını

İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin? 

Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın. 

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK    


           Bir ülkenin gelişmişliğini anlamanız için kadınına verdiği önemden anlarsınız... 

12 Mayıs 2013 Pazar

Ateş düştüğü teri yakar...

  Hatay ilimizin Reyhanlı ilçesinde eş zamanlı olarak yapılan terör saldırısı ile bir çok insanımızın can kaybına Türk vatandaşlarının isyanını anlatan en iyi fotoğraf karesi

 


    Çok daha kötü görüntüler vardı, yaralı ve ölü insanlarımızın görüntülerine yürek dayanmıyor.. Yayın yasağı konması ile gerçek ölü sayısının saklanması ile halkın gerçekleri bilmemesi isteniyor... Güneş balçık ile sıvanmaz gerçeğin üstüne ne kadar örtebilirsiniz ki... Yıkılan kayıp giden hayatları geri getiremezsiniz..

    Lanetleyerek yada kınayarak terörizmin son bulmasını beklemek en aciz davranış biçimi olarak görüyorum.. Devlet isen yönetiyor isen bunun çözümünü bulacaksın, beceremiyorsan gideceksin... ... iktidarın tüm gücünü halkı sindirmeye kullanıyor yazık... Türk Milleti Bunu Unutacak olursa kendi eli ile kendini bitirir... 

10 Mayıs 2013 Cuma

Unutursan yok olursun

  Geçmişini unutan geleceğini güvenle bakamaz.. Devlet kuran, imparatorluklar ile bunu taçlandıran Türkler ne zamanki rehavete kapılıp, özünden bir şeyler kaybettiği an yıkılmışlardır..



            Günümüzde işleyen süreçte, bunun doğruluğunu kanıtlıyor yakın bir gelecekte Türk milleti buna dur demez ise ülke bölünecek.. Taviz üstüne taviz verilirken bunun geri dönüşünün olmayacağını kimse  görmek istemiyor...
                

         
            

       . 
        Sözleri ile gerçekleri yüzümüze vuran saygı duyduğum bir lider... 

       Ergenekon ruhunun tekrar dirilmesi gerekiyor... Türk Titre kendine gel 



  

5 Mayıs 2013 Pazar

Okunması Gereken Bir Yazı

OKUNMAYA DEĞER BİR YAZI.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Hazretlerine

İkide bir “demir ağlarla kim örmüş, hep biz ördük” deyip duruyorsunuz, Atatürk zamanında yapılanları sıfıra indiriyorsunuz. Eğer biraz tarih bilseniz bunu söylemeye utanırdınız, yüzünüz kızarırdı. O günkü örülen demir ağlar yalnız tren yolları değildi: güçlü eğitim, gü

güçlü ekonomi, güçlü demokrasi , güçlü laiklik temelleri atılmasaydı, ne siz bu gün o mevki gelebilirdiniz, ne de gösteriş olarak başlarını örttürdüğünüz, yüzleri gözleri boyalı eşlerinizi gavur ülkelerine götürüp, gavurların ellerini sıktırabilirdiniz. Özendiğiniz Müslüman ülkelerin arasında hangisi bizim ülke gibi? Kendi kıyafetinizi bile o demir ağlara borçlusunuz.

Hazinesinde borçtan başka bir şey olmayan Osmanlı devleti yıkıntısı üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, toprağından bir damlasını satmadan, kimselerden borç almadan, bir taraftan Osmanlının, diğer tarafta yenilmediğimiz halde yenilmiş sayıldığımız birinci Cihan savaşı borçlarını öderken, yapılan işler yanında sizinkiler çocuk oyuncağı kalır. Okuma yazma, hatta sabun kullanma bilmeyen, verem, sıtma, zührevi hastalıklar, trahom gibi bulaşıcı hastalıklardan kahrolan zavallı fakir bir halk. Devletin geliri bu halkın verdiği vergilerdi. İşte o vergilerle o alay ettiğiniz demir ağlar yapıldı. Kısa zamanda elin parmakları sayımında doktorların özverileriyle hastalıkların önü alınmaya çalışılırken neler yapıldı neler!.

Koskoca ülkede bir çimento fabrikası yoktu. O yüzden evler kerpiç denilen çamurla yapılıyordu. Şeker fabrikamız yoktu. Rusya’dan gelen şekerleri bugün gibi hatırlıyorum. Evet şeker fabrikaları, çimento fabrikalar, kâğıt, silah, uçak fabrikası, kumaş fabrikaları kuruldu. Hem de ülkenin batısından doğusuna kadar dağıtıldı bu fabrikalar. Avrupa’dan bize, yenilemekte oldukları fabrikaların eskilerini ucuz fiyatla satmak istediler. Eskiyi almak yine geri kalmışlıktır, diye alınmadı. Batıda “Atatürk Fabrikaları” diye adlandırılan o fabrikalar tiyatro, spor, müzik salonları ile bir kültür merkezi, çalışanlara her türlü rahatı sağlayan bir sosyal kurumdu. Ama bu fabrikalarda çalışacak biraz olsun işten anlayan işçimiz, teknisyenimiz, mühendisimiz yok gibiydi. Bunlardan bir kısmı burada bizim insanımızı eğitmek için dışarıdan getirtildi bir kısmı da Rusya’ya eğitilmek üzere gönderildi. İnsanımız o kadar yetenekli idi ki, kısa zamanda gerekli olanları öğrendi ve işleri ele aldı. O yüzden Atatürk, “Türk çalışkandır, zekidir” demiştir. Siz ise başa geçer geçmez alın teri ve büyük bir özveri ile yapılmış o güzel tesisleri satıp satıp yediniz yedirdiniz.

Ülkenin doğusu ve batısı düşman eliyle yanmış yıkılmıştı. Bir taraftan onlar onarılıyor, hastaneler okullar yapılıyor, diğer taraftan Ankara bir başkent olacak şekilde yapılandırılıyordu.

Hemen hemen hiç kara yolu yoktu. Onun için Atatürk, Osmanlı devleti zamanında “ne olurdu her vilayet senede bir kilometre yol yapsaydı, 500 yılda beşer yüz kilometre ile şehirler birbirine bağlanacaktı”, demişti.

Olan demir yolları da yabancıların elinde idi. Yalnız o mu daha bir çok kurum yabancılara aitti. Bütün onlar ellerinden alınarak ülkenin malı yapıldı. Onların üzerine 3000 kilometrelik tren yolu yapıldı ki, o zaman şimdiki gibi dağları bir anda oyacak makineler yoktu. Tüneller kazma ile kazıldı. Elde onları planlayacak hesaplayacak mühendisler yoktu. Hatta trenlerde çalışan makinist gibi memurlar bile hep Rum, Ermeni olduğundan bu konuda çalışacak insanımız da yoktu. Onun için böyle kimseleri yetiştirmek üzere okul açıldı. Tren rayları yapmak için fabrika kuruldu. Şimdi ki gibi ne gerekse dünyanın her yerinden getirilmedi.

Kilometrelerce kara yolu köprüler yapıldı.

Demir ağın bir ayağı olan “çağdaş eğitim” ne kadar önemliydi. Batı araştırmalarda icatlarda almış yürümüştü. ama biz de ne doğru dürüst ilk okul, lise ve ne de araştırmalar yapacak üniversite vardı. O yüzden Osmanlı devleti geri kalmış ve yıkılmıştı. Okullar açılsa eğitecek kimse yoktu. O yoklukta bir çok alanda eğitim almak üzere Batıya başarılı pek çok gencimiz gönderildi. Onlar daha yetişmeden Hitler’in Yahudi oldukları için işlerinden attığı çok değerli bilim insanlarının bize sığınmak istemeleriyle onlara açılan kapılarımız sonucu büyük bir eğitim atılımı başladı. İstanbul’da Darülfünun denilen okul tam bir üniversite oldu. Hukuk, Siyasal Bilgiler, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi gibi fakültelerle Ankara Üniversitesinin temeli atıldı. Gelenlere istedikleri kitaplıklar, laboratuarlar sağlandı. Onların derslerini Türkçeye çevirecek çevirmenler bulundu. Bunların hepsi para ile oluyordu. O paralar, o fakir halkın vergileriyle sağlanıyor, kimseye para yedirilmiyor, rahmetli Başbakan İnönü “kimseye bir kuruş yedirmem” diye bar bar bağırıyor, yedirmiyordu. Böylece güçlü bir eğitim temeli atıldı. O yüzden Başbakan hazretleri! istediğiniz dalda uzmanları elinizin altında bulundurabiliyorsunuz. Bundan sonra İmam Hatipler’de yetiştireceğiniz dindar ve kindar o zavallı gençleriniz, Allah’a dua ederek, yalvararak size yardımcı olurlar. Böylece elinize aldığınız bu güzel ülkeyi kendinizle toprağa gömerek tarihe kara harflerle geçersiniz.    





Muazzez İlmiye Çığ 


                                                                           



6 Ekim 2012 Cumartesi

Zeus

     Mitoloji  zamanından günümüze gelen masalımsı anlatımı ile kendilerini Tanrı ilan eden insanların hikayesi...günümüz filmlerine konu olan tarihte doğaüstü zamanları anlatan mitolojimizn baş kahramanı Zeus'dur.
    Zeus birkaç numara ile dönem insanını kandırmış kendini Tanrı ilan etmiş kesin pigme boyunda olan Zeusumuz çocukluğunda itilip kakılmanın verdiği duygu ile kimden öğrendiğini bilmediğim numaraları öğrenip gösteriş yapmış .:)
    Neler mi yapmış ışın silahını kim onun eline verdiyse oraya buraya şimşek atarım diye korkutmuş, birde bu garibime hiç bir kadın yüz vermeyince hipnoz yeteneği ile kocaları gibi görünmüş uzakta olan savaşa giden kocaların yerine geçmiş ...
  Tipik bir insan davranışı eline güç verince Tanrıda ilan eder kendini Peygamberde:P
         Yinede en sevdiğim film konuları mitolojiyi ele alan filmler insanın hayal gücünü besliyor Aresin savaşma dürtüsü Hadesin kendini ölüler krallığının Tanrısı ilan etmesi.
   Birde en komik Tanrı Eros elinde ok ve yayı ile kendine aşkı  misyon edinmiş:) kıçına ok yiyenin aşık olduğu nerede görülmüş..
        masal dünyası bu işte ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken bunu yapabiliyorsam bu mitolojik kahramanlarımız kim bilir neler yapar:)
      

3 Ağustos 2012 Cuma

Akıldan çıkmayanlar...


               Bu günlerde ülkemiz ve insanlarımız sanki sınavdan geçiyor,her bir köşesi bizleri üzen haberlerle çalkalanıyor, gün yok ki her gün şehit, kaza karışıklık vb. haberler..
               Kutsal atfeddiğimiz her şeyimize bir saldırıdır gidiyor, son yıllarda Atatürk'ümüze yapılan sözlü saldırıların sonu yok gibi:(
               Tarihimizi bilmeden , kitap okumayarak kulaktan dolma sözler sarfeden insanların birde yazılı belgeler ile bunu desteklemeye çalışmaları,ülkeyi nasıl bir ortama çekmeye çalıştıklarının göstergesi.
              Şehit haberlerinin yanında komşu ülkelerimizin iç karışıklığı bize yansıması çok olumsuz,küçük bir kıvılcım ortalığın karışmasına bahane olur,1.Dünya savaşına nasıl girdiğimiz aklıma geldikçe ;her şeyin mümkün olacağını unutmamalıyız,umarım bu zor zamanlarda soğukkanlılığımızı kaybetmeyiz,ülke yöneticileride akılcı politikalar üretip bölgede olacak bir savaşı inş. engel olur.
             Hep söyleriz parçalanmamızı isteyen ülkeler var diye, bu tehlikenin varlığı artık günümüz olaylarından fazlası ile anlaşılıyor son 30 yıldır terörü musallat edenler maskelerini indirdi, gerçek yüzlerini  gösterdiler meclisimizde dahi terörist varsa şöyle bir durup düşünmeliyiz hangi ülkede bu olur diye..
             Kenetlenip milletçe kararlıkla, her türlü şer oyunlara izin vermeyelim.....
               Umut hep içimizde olsun ..

18 Haziran 2012 Pazartesi

benim masalım:)

          Maharetli ellerin çizdiği bir resim ressam Tuncay Takmaz'ın , çizgisi ile konuşan , renkleri ile kulağınıza umut sözleri fısıldayan bir resim...Çocukluğunuzun masallarına götüren , bir tuvalde  her karesinde bir macerayı koşan, hayatının başrolü sensin diye haykıran bir güzellik:)
                    Umutsuzluk yok bakmasını bilirsen hayatı, senindir büyük ödül,
                     Geçmişi özlem duyarsın geleceğe bakarsın,
                     Küçük şeylerdir beni mutlu eden , benim  hikayem dir en büyük hazinem:)  uçan balıkların, konuşan gözlerin:)  cesur kahramanlarım sihirli sözlerim sığınağım düşlerim:) işte benim masalım...

                     
                 




umarım yazdıklarımı  seversiniz:)








                      

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Geçmişe özlem

      Geçmişimizi, anılarımızı özlemle anarız, hayalimizde yer etmişlerdir küçük dokunuşlar gibi içimizdedir. Geleceği şekillendiremediğimiz  gözümüzün önüne getirmediğimiz için de geçmişi anar ve düşünürüz,  bu özlem hep geçmiş ile ilgilidir..

        Kim bilir belkide korkumuz geleceği düşünürken bizi  daha çok ele geçirir.. Anılarımızı çocukluğumuzu yıllar üzerini örtemez hatıralarımızda saklıdır; neşemiz, üzüntümüz..
     Umutlarımız hep canlıdır geleceğe dair, budur belki hayata bağlanma sebebimiz birde müziktir bizlerin ruhunu besleyen, 80 li yıllardan kalma bu film müziğini hiç unutmam çocukken duyduğumda kulağıma bu kadar yer edeceği her dinlediğimde çocukluğumu hatırlatır ...
   http://www.youtube.com/watch?v=bSlBMWi-mp8 


                

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Eyvah Sütler bozuk çıktı

                Süt büyüme çağında çocuklarımızın içmesi gereken temel besinlerden birisi,İktidarın yeni bir uygulama ile ilkokul çocuklarımıza bu temel besini her gün dağıtmaya karar veriyor.
               Taktir edilecek bir uygulama, her gün içilecek bir bardak süt çocuklara faydası olur, ihaleler yapıldı ve ilk dağıtım ülke genelinde yapıldı...
               Sabah ise ilk haberler gelmeye başladı sütten zehirlenen çocuklar diye, burada ilk düşüncem ihaleye katılan ve kazanan şirketlerin dağıtım yaparken işlerini önemsemedikleri idi, ama gün boyunca Vali ve Bakanların ve devleti yönetenlerin komik açıklamaları ile gündeme düşen sözlerindeki alay..

       Arınçın aşırı süt dozu rahatsızlığı yok valinin bünyeleri kaldırmadı demeleri, bir kaç yerde olsa amenna ama nerdeyse ülke genelinde olması ...
       Koruma psikolojisi ile şirketlerin yaptıkları hataları örtbas etmeye çalışmalarını görmekten bıktım, burada suçlanması gereken şirketlerin sorumsuzluğu bunu tespit edip cezalandırmak ve kontrol etmek sizin göreviniz, kimse bu ülkenin sağlığı ile  oynayıp zengin olamaz...

28 Nisan 2012 Cumartesi

Öfke

            Karşımızdaki insanı istediğimiz şekle sokamayınca bir öfke,
            Kadını istediği şekle sokamayan bir erkeğin her durumda kadını suçlu görmesi, öfkesini kontrol edemeyip yaşamaya hakkı yoktur diyerek hayatına son vermesi..
            öfkenin kontrolünde olan bir toplum olduk,
            Fikir ayrılıklarının olduğu yerde bir öfkedir almış başını gidiyor..
            Takım tutarken dahi karşı takıma verilen tepki de de öfkenin elindeyiz.
             Çocuklarını terbiye ettiğini düşünen bir ailenin evladına uyguladığı şiddet..
            Öfke her an içimizde...

                       


15 Nisan 2012 Pazar

Beklemek

      Hiç günün bitmeyeceği hissi ile bir gün geçirdiniz mi?
     Sabahtan akşama  labirentin içindeymiş gibi aynı şeyleri tekrarladım.

                Doktor sayısının az hasta sayısının yüksek olduğu bir ülkede beklemek normal ...Yıllardır . çocuk yapın diyen bir yönetimin, Tıp Fakültesi ve diğer sağlık personelinin yetiştirilmesinde yetersiz kalır..
       Sağlık sektöründeki yetersiz personel desteğini ithal sağlık personeli ile çözüm arayışını samimi bulmuyorum..
Yıllardır siz neler yapıyorsunuz diye sorulmaz mı?
   Çözümün yeterli alt yapının sağlanıp gençlerimizi eğitmekten geçer, basit bir hesaplama ile gelecekte şu kadar personele ihtiyaç vardır diyerek bölümlere yetenekli öğrenciler alınabilir..
           Her hangi bir kurum içinde bu geçerli yıllardır atamasını bekleyen öğretmen adayı gençlerimizin de fakültelerden mezun olurken  ve fakülteye girişlerinde ihtiyaç sayısına göre alımların yapılması gerekir ... problemler yeter ki çözülmek istensin, çözüm bulunacaktır..
       
         

     

23 Mart 2012 Cuma

ekşili topalaklar




                                        ekşili topalak))
                                         Malzeme
                                         250 gr kıyma
                                        1 baş soğan 
                                         1 yumurta 
                                         1 bardak ve fazlası un
                                           tuz karabiber

                                       patates 2-3 adet
                                       1 kaşık salça 
                                       yağ 2yada 3 kaşık


                                  Yapılışı Geniş bir kaba soğanı rendeleyin, kıymayı kırdığınız bir yumurtayı tuzu karabiberi karıştırın , üzerine un koyun yumuşak hamur kıvamında yoğurun ne sert nede yumuşak bir hamur kıvamına getirin
                                  Küçük yuvarlak toplar halinde şekiller yapın zemini un kaplı bir tepsiye koyun, maksat yapılan topların yapışmaması..

   Pişmeye hazır durumdaki toplarımız:) 
    derin bir tencere ye yağı kaoyup bir kaşık salçayı hafifçe kavurun küp olarak doğradığınız patatesleri atın üzerine su koyun 1-2 litre arası yeterli olur, kaynamaya başlayınca hazırladığınız topları tek tek koyun( koarken karıştırın korkmayın parçalanmaz) hepsini kattıktan sonra kaynatın patatesler pişince ocaktan alın.. 
       püf nokta:) unlu olduğu için toplar kaynarken suyunu çekebilir yemek o zaman üzerine biraz su ekleyip kaynamasını devam ettirebilirsiniz tuzu ve baharatı damak tadınıza göre ayarlayın:) 
    

Portakallı toplar

   Portakallı toplar:)            

                                                      Malzeme
                                   4-5 det portakalın kabukları
                                bir paket  bisküvi (istediğiniz bisküvi olur)
                                yarım bardak toz şeker
                                 Hindistan cevizi

   Yapılışı:) Yediğimiz portakal kabuklarını küçük küp şeklinde doğrayın, 4yada 5 kez kaynatıp süzün tekrar yıkayın tekrar kaynatarak portakal kabuğunun acısını yok edinceye kadar bunu tekrarlayın..
        Haşlanmış süzülmüş portakal kabuklarını bir tencerenin içine alın üzerine toz şekeri koyun suyu çekinceye kadar kısık ateşte pişirin .. bir kapta ufalanmış bisküvileri hazırlayın ,pişen şekerini ve suyunu içine çekmiş portakal kabuğunu içine atın kaşık yardımı ile karıştırın.
     Elinizle de yoğurduğunuz harçtan küçük parçalar alıp top haline getirin hindistan cevizi dökülmüş tabağın içinde altı üstüne hindistan cevizine bulayın...

               Servise hazır, çocukların seveceği küçük şekerlemeler Afiyet olsun
          

14 Şubat 2012 Salı

annelik

  Küçük kızım:)


    Daha düne kadar küçük, sevimli yaramazlıkları ile annesini bıktıran çocuklarımız; bir bakmışsınız çok çabuk büyümüş :) Sevgi ile üzerine titrediğimiz yavrularımıza hayatın tüm kötülüklerinden korumaya çalışırız..
      Hasta olmalarına canlarının acımasına katlanamayız.Hemen kendimizi suçlarız nerede yanlış yaptım da bu oldu diye..
   Anne ve Baba olmak demek karşılıksız sevmek demek..
                     Bu fotoğrafı kızım 2 yaşında iken çekmiştik nerede bir köpek kedi görse kucağına almaya çalışırdı ..Tavukları kovalardı arkalarından yumurtanızı verin diye bağırarak...
                 Oğlumda tıpkı ablası gibi hayvanları sever, ikisininde en gurur duyduğum tarafları hayvan sevgileri..
 Mutlu bir çocukluk gelecekteki sağlıklı neslin oluşmasında en büyük etken...

        Çocuklarımız her şeyimiz...
         

14 Aralık 2011 Çarşamba

Hobilerimiz

      Hobiniz nedir? Sık sorulan sorulardır, kişinin kendisini mutlu ettiği ve boş vakitlerinde kendisi ile yalnız kaldığı zaman olarak nitelendirdiğim bir kavramdır.
Kitap okumak, müzik dinlemek, farklı el işleri ile ilgilenmek diye sayabiliriz..
   Peki kaç kişi sevdiği bir işi yapmak için kendisine vakit ayırıyor yada kendisini mutlu edecek bir uğraşı yapıyor yada bulmakta zorlanıyor..Zorlanıyor dedim çünkü hoby olarak bir şey ile uğraşmak için, insanın öncelikle  yeteneğini ve kendisini tanıması gerekir.. ben bunu yaparım diyebilmeli, yaparken hem zevk almalı, devamını getirebilmeli...
    Ülkemizde ise bu ciddi bir problem diyorum ister erkek ister kadın olsun vaktini nasıl değerlendireceğini bilemiyor  ve bir de maddi boyutu var bu işin bu yüzden de vazgeçen çok insan oluyor..
        Kanımca küçük işler de yapabiliriz özellikle hanımlar farklı fikirlerin sunulduğu bloglar dergiler ile kendinize ait bir uğraş bulabilirsiniz:) Bizim hanımlarımız çok yetenekli dantel ,iğne, oyaları, dikiş, nakış vb el emeği isteyen işlerde mükemmel derecede başarılılar ve evinde boş oturan ev hanımı bulamazsınız:) El emeği ile yapılan her ne ise çok değerlidir bu yüzden yaptıklarınızı hafife almayın derim.Farklılık yaratmak kişinin kendi elindedir neden mi bunu söyledim,
     Sürekli ne yapıyorsun diye soranlara kendimce bir şeyler yapıyorum ve bununla mutlu oluyorum ve paylaşıyorum diyorum . Blog sayfamı ve dostlarımı bu yüzden çok seviyorum aynı sıcak düşüncede paylaşımcı insanları tanıdığım için de dünyanın en şanslı insanıyım diyorum:))
     
     

21 Ağustos 2011 Pazar

Ghotik hikayeler ve ben


               Alman'ların Ghotik hikayelere karşı olan sempatisi,cadıcılık,vampir kurtadam,büyücü ve hayalet ..Çocukken konuşmayı öğrenip arkadaşlar edindiğimde,sohbet konumuz  geçmişteki  korku hikayeleri idi , Almanya'da masal ve çizgi romanları hep bu hikaye konuları işlenmiş kitaplar elimizde olurdu okumayı öğrendiğimde ,ilk okuduğum Bruder Grimm masalları ve cadı masalları kitabıydı.Hadi canım demeyin Alman ilkokul hocamın 2. sınıfta verdiği kitaplardı ,o kitaplar sayesinde okumayı sevmişimdir.
     Bu hikayeleri birde gerçekmiş gibi anlatan afacan  arkadaşlarımın ağzından dinleyince geceleri yorganın altına girip korktuğum ve uyku tutmadığı günleri hatırlayınca çok gülüyorum.7 yaşından bu yana  bu tür hikayelerle büyüyen bir çocuğun hayal dünyası:)
            14 yaşında Türkiye'ye gelip yerleştiğimizde yarım yamalak Türkçe ile konuşulanları anlamak için çok çaba sarf ederdim.O dönemde de Türklerin ghotik hikayelerini öğrenirsin,Şeytan ,cin, yatır, ak sakallı dede,hayalet ve büyü
     Durun ya bunlar hikaye bazılarını duymadım ama duyduklarım saçma hikayeler.Anlatan mahallenin iş güzar sakini bir hanım olunca bende durum ,felç artık düşünemiyorum anlıyorum ama soramıyorum yeterli Türkçe yok.Anneme anlatmak istiyorum
   - Sonrada vazgeçiyorum bir daha teyzenin evine gidip çocukları ile oturmayacağım diye kendi kendime söz veriyorum...Bunların hepsi sıyırmış diyerekten .
     
           Ne meraklı milletiz diyeceğim ama her kültürün kendine ait korku hikayeleri vardır ama biz Türklerin ki inanın hepsine beş basar,Önlerinden gölge geçse ah ben şunu gördüm deme kapasitesi çok insan var. Bunların da yaşça sizden büyük olması ,eh büyüklere saygı erbabında ne derse inanırsınız.....
              Ghotik hikayeler insan hayal gücünde ve kitaplarında .Davet etmezseniz Vampir evinize giremez:P



       Çok sevimli bulduğum çizimler:)