10 Mayıs 2013 Cuma

Unutursan yok olursun

  Geçmişini unutan geleceğini güvenle bakamaz.. Devlet kuran, imparatorluklar ile bunu taçlandıran Türkler ne zamanki rehavete kapılıp, özünden bir şeyler kaybettiği an yıkılmışlardır..



            Günümüzde işleyen süreçte, bunun doğruluğunu kanıtlıyor yakın bir gelecekte Türk milleti buna dur demez ise ülke bölünecek.. Taviz üstüne taviz verilirken bunun geri dönüşünün olmayacağını kimse  görmek istemiyor...
                

         
            

       . 
        Sözleri ile gerçekleri yüzümüze vuran saygı duyduğum bir lider... 

       Ergenekon ruhunun tekrar dirilmesi gerekiyor... Türk Titre kendine gel 



  

5 Mayıs 2013 Pazar

Okunması Gereken Bir Yazı

OKUNMAYA DEĞER BİR YAZI.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Hazretlerine

İkide bir “demir ağlarla kim örmüş, hep biz ördük” deyip duruyorsunuz, Atatürk zamanında yapılanları sıfıra indiriyorsunuz. Eğer biraz tarih bilseniz bunu söylemeye utanırdınız, yüzünüz kızarırdı. O günkü örülen demir ağlar yalnız tren yolları değildi: güçlü eğitim, gü

güçlü ekonomi, güçlü demokrasi , güçlü laiklik temelleri atılmasaydı, ne siz bu gün o mevki gelebilirdiniz, ne de gösteriş olarak başlarını örttürdüğünüz, yüzleri gözleri boyalı eşlerinizi gavur ülkelerine götürüp, gavurların ellerini sıktırabilirdiniz. Özendiğiniz Müslüman ülkelerin arasında hangisi bizim ülke gibi? Kendi kıyafetinizi bile o demir ağlara borçlusunuz.

Hazinesinde borçtan başka bir şey olmayan Osmanlı devleti yıkıntısı üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, toprağından bir damlasını satmadan, kimselerden borç almadan, bir taraftan Osmanlının, diğer tarafta yenilmediğimiz halde yenilmiş sayıldığımız birinci Cihan savaşı borçlarını öderken, yapılan işler yanında sizinkiler çocuk oyuncağı kalır. Okuma yazma, hatta sabun kullanma bilmeyen, verem, sıtma, zührevi hastalıklar, trahom gibi bulaşıcı hastalıklardan kahrolan zavallı fakir bir halk. Devletin geliri bu halkın verdiği vergilerdi. İşte o vergilerle o alay ettiğiniz demir ağlar yapıldı. Kısa zamanda elin parmakları sayımında doktorların özverileriyle hastalıkların önü alınmaya çalışılırken neler yapıldı neler!.

Koskoca ülkede bir çimento fabrikası yoktu. O yüzden evler kerpiç denilen çamurla yapılıyordu. Şeker fabrikamız yoktu. Rusya’dan gelen şekerleri bugün gibi hatırlıyorum. Evet şeker fabrikaları, çimento fabrikalar, kâğıt, silah, uçak fabrikası, kumaş fabrikaları kuruldu. Hem de ülkenin batısından doğusuna kadar dağıtıldı bu fabrikalar. Avrupa’dan bize, yenilemekte oldukları fabrikaların eskilerini ucuz fiyatla satmak istediler. Eskiyi almak yine geri kalmışlıktır, diye alınmadı. Batıda “Atatürk Fabrikaları” diye adlandırılan o fabrikalar tiyatro, spor, müzik salonları ile bir kültür merkezi, çalışanlara her türlü rahatı sağlayan bir sosyal kurumdu. Ama bu fabrikalarda çalışacak biraz olsun işten anlayan işçimiz, teknisyenimiz, mühendisimiz yok gibiydi. Bunlardan bir kısmı burada bizim insanımızı eğitmek için dışarıdan getirtildi bir kısmı da Rusya’ya eğitilmek üzere gönderildi. İnsanımız o kadar yetenekli idi ki, kısa zamanda gerekli olanları öğrendi ve işleri ele aldı. O yüzden Atatürk, “Türk çalışkandır, zekidir” demiştir. Siz ise başa geçer geçmez alın teri ve büyük bir özveri ile yapılmış o güzel tesisleri satıp satıp yediniz yedirdiniz.

Ülkenin doğusu ve batısı düşman eliyle yanmış yıkılmıştı. Bir taraftan onlar onarılıyor, hastaneler okullar yapılıyor, diğer taraftan Ankara bir başkent olacak şekilde yapılandırılıyordu.

Hemen hemen hiç kara yolu yoktu. Onun için Atatürk, Osmanlı devleti zamanında “ne olurdu her vilayet senede bir kilometre yol yapsaydı, 500 yılda beşer yüz kilometre ile şehirler birbirine bağlanacaktı”, demişti.

Olan demir yolları da yabancıların elinde idi. Yalnız o mu daha bir çok kurum yabancılara aitti. Bütün onlar ellerinden alınarak ülkenin malı yapıldı. Onların üzerine 3000 kilometrelik tren yolu yapıldı ki, o zaman şimdiki gibi dağları bir anda oyacak makineler yoktu. Tüneller kazma ile kazıldı. Elde onları planlayacak hesaplayacak mühendisler yoktu. Hatta trenlerde çalışan makinist gibi memurlar bile hep Rum, Ermeni olduğundan bu konuda çalışacak insanımız da yoktu. Onun için böyle kimseleri yetiştirmek üzere okul açıldı. Tren rayları yapmak için fabrika kuruldu. Şimdi ki gibi ne gerekse dünyanın her yerinden getirilmedi.

Kilometrelerce kara yolu köprüler yapıldı.

Demir ağın bir ayağı olan “çağdaş eğitim” ne kadar önemliydi. Batı araştırmalarda icatlarda almış yürümüştü. ama biz de ne doğru dürüst ilk okul, lise ve ne de araştırmalar yapacak üniversite vardı. O yüzden Osmanlı devleti geri kalmış ve yıkılmıştı. Okullar açılsa eğitecek kimse yoktu. O yoklukta bir çok alanda eğitim almak üzere Batıya başarılı pek çok gencimiz gönderildi. Onlar daha yetişmeden Hitler’in Yahudi oldukları için işlerinden attığı çok değerli bilim insanlarının bize sığınmak istemeleriyle onlara açılan kapılarımız sonucu büyük bir eğitim atılımı başladı. İstanbul’da Darülfünun denilen okul tam bir üniversite oldu. Hukuk, Siyasal Bilgiler, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi gibi fakültelerle Ankara Üniversitesinin temeli atıldı. Gelenlere istedikleri kitaplıklar, laboratuarlar sağlandı. Onların derslerini Türkçeye çevirecek çevirmenler bulundu. Bunların hepsi para ile oluyordu. O paralar, o fakir halkın vergileriyle sağlanıyor, kimseye para yedirilmiyor, rahmetli Başbakan İnönü “kimseye bir kuruş yedirmem” diye bar bar bağırıyor, yedirmiyordu. Böylece güçlü bir eğitim temeli atıldı. O yüzden Başbakan hazretleri! istediğiniz dalda uzmanları elinizin altında bulundurabiliyorsunuz. Bundan sonra İmam Hatipler’de yetiştireceğiniz dindar ve kindar o zavallı gençleriniz, Allah’a dua ederek, yalvararak size yardımcı olurlar. Böylece elinize aldığınız bu güzel ülkeyi kendinizle toprağa gömerek tarihe kara harflerle geçersiniz.    





Muazzez İlmiye Çığ 


                                                                           



6 Ekim 2012 Cumartesi

Zeus

     Mitoloji  zamanından günümüze gelen masalımsı anlatımı ile kendilerini Tanrı ilan eden insanların hikayesi...günümüz filmlerine konu olan tarihte doğaüstü zamanları anlatan mitolojimizn baş kahramanı Zeus'dur.
    Zeus birkaç numara ile dönem insanını kandırmış kendini Tanrı ilan etmiş kesin pigme boyunda olan Zeusumuz çocukluğunda itilip kakılmanın verdiği duygu ile kimden öğrendiğini bilmediğim numaraları öğrenip gösteriş yapmış .:)
    Neler mi yapmış ışın silahını kim onun eline verdiyse oraya buraya şimşek atarım diye korkutmuş, birde bu garibime hiç bir kadın yüz vermeyince hipnoz yeteneği ile kocaları gibi görünmüş uzakta olan savaşa giden kocaların yerine geçmiş ...
  Tipik bir insan davranışı eline güç verince Tanrıda ilan eder kendini Peygamberde:P
         Yinede en sevdiğim film konuları mitolojiyi ele alan filmler insanın hayal gücünü besliyor Aresin savaşma dürtüsü Hadesin kendini ölüler krallığının Tanrısı ilan etmesi.
   Birde en komik Tanrı Eros elinde ok ve yayı ile kendine aşkı  misyon edinmiş:) kıçına ok yiyenin aşık olduğu nerede görülmüş..
        masal dünyası bu işte ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken bunu yapabiliyorsam bu mitolojik kahramanlarımız kim bilir neler yapar:)
      

3 Ağustos 2012 Cuma

Akıldan çıkmayanlar...


               Bu günlerde ülkemiz ve insanlarımız sanki sınavdan geçiyor,her bir köşesi bizleri üzen haberlerle çalkalanıyor, gün yok ki her gün şehit, kaza karışıklık vb. haberler..
               Kutsal atfeddiğimiz her şeyimize bir saldırıdır gidiyor, son yıllarda Atatürk'ümüze yapılan sözlü saldırıların sonu yok gibi:(
               Tarihimizi bilmeden , kitap okumayarak kulaktan dolma sözler sarfeden insanların birde yazılı belgeler ile bunu desteklemeye çalışmaları,ülkeyi nasıl bir ortama çekmeye çalıştıklarının göstergesi.
              Şehit haberlerinin yanında komşu ülkelerimizin iç karışıklığı bize yansıması çok olumsuz,küçük bir kıvılcım ortalığın karışmasına bahane olur,1.Dünya savaşına nasıl girdiğimiz aklıma geldikçe ;her şeyin mümkün olacağını unutmamalıyız,umarım bu zor zamanlarda soğukkanlılığımızı kaybetmeyiz,ülke yöneticileride akılcı politikalar üretip bölgede olacak bir savaşı inş. engel olur.
             Hep söyleriz parçalanmamızı isteyen ülkeler var diye, bu tehlikenin varlığı artık günümüz olaylarından fazlası ile anlaşılıyor son 30 yıldır terörü musallat edenler maskelerini indirdi, gerçek yüzlerini  gösterdiler meclisimizde dahi terörist varsa şöyle bir durup düşünmeliyiz hangi ülkede bu olur diye..
             Kenetlenip milletçe kararlıkla, her türlü şer oyunlara izin vermeyelim.....
               Umut hep içimizde olsun ..

18 Haziran 2012 Pazartesi

benim masalım:)

          Maharetli ellerin çizdiği bir resim ressam Tuncay Takmaz'ın , çizgisi ile konuşan , renkleri ile kulağınıza umut sözleri fısıldayan bir resim...Çocukluğunuzun masallarına götüren , bir tuvalde  her karesinde bir macerayı koşan, hayatının başrolü sensin diye haykıran bir güzellik:)
                    Umutsuzluk yok bakmasını bilirsen hayatı, senindir büyük ödül,
                     Geçmişi özlem duyarsın geleceğe bakarsın,
                     Küçük şeylerdir beni mutlu eden , benim  hikayem dir en büyük hazinem:)  uçan balıkların, konuşan gözlerin:)  cesur kahramanlarım sihirli sözlerim sığınağım düşlerim:) işte benim masalım...

                     
                 




umarım yazdıklarımı  seversiniz:)








                      

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Geçmişe özlem

      Geçmişimizi, anılarımızı özlemle anarız, hayalimizde yer etmişlerdir küçük dokunuşlar gibi içimizdedir. Geleceği şekillendiremediğimiz  gözümüzün önüne getirmediğimiz için de geçmişi anar ve düşünürüz,  bu özlem hep geçmiş ile ilgilidir..

        Kim bilir belkide korkumuz geleceği düşünürken bizi  daha çok ele geçirir.. Anılarımızı çocukluğumuzu yıllar üzerini örtemez hatıralarımızda saklıdır; neşemiz, üzüntümüz..
     Umutlarımız hep canlıdır geleceğe dair, budur belki hayata bağlanma sebebimiz birde müziktir bizlerin ruhunu besleyen, 80 li yıllardan kalma bu film müziğini hiç unutmam çocukken duyduğumda kulağıma bu kadar yer edeceği her dinlediğimde çocukluğumu hatırlatır ...
   http://www.youtube.com/watch?v=bSlBMWi-mp8 


                

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Eyvah Sütler bozuk çıktı

                Süt büyüme çağında çocuklarımızın içmesi gereken temel besinlerden birisi,İktidarın yeni bir uygulama ile ilkokul çocuklarımıza bu temel besini her gün dağıtmaya karar veriyor.
               Taktir edilecek bir uygulama, her gün içilecek bir bardak süt çocuklara faydası olur, ihaleler yapıldı ve ilk dağıtım ülke genelinde yapıldı...
               Sabah ise ilk haberler gelmeye başladı sütten zehirlenen çocuklar diye, burada ilk düşüncem ihaleye katılan ve kazanan şirketlerin dağıtım yaparken işlerini önemsemedikleri idi, ama gün boyunca Vali ve Bakanların ve devleti yönetenlerin komik açıklamaları ile gündeme düşen sözlerindeki alay..

       Arınçın aşırı süt dozu rahatsızlığı yok valinin bünyeleri kaldırmadı demeleri, bir kaç yerde olsa amenna ama nerdeyse ülke genelinde olması ...
       Koruma psikolojisi ile şirketlerin yaptıkları hataları örtbas etmeye çalışmalarını görmekten bıktım, burada suçlanması gereken şirketlerin sorumsuzluğu bunu tespit edip cezalandırmak ve kontrol etmek sizin göreviniz, kimse bu ülkenin sağlığı ile  oynayıp zengin olamaz...